25 Eylül 2018
%AM, %06 %413 %2018 %08:%Şub

Kitlelerden kopuk devrim ve demokrasi mücadelesi verilebilir mi?

Sözü Marksist bilgi teorisinin kitle faaliyetindeki yeri ve önemi üzerine Mao’nun bilimsel analizine bırakıp yazımızı noktalayalım.

“Partimizin bütün pratik çalışmalarında doğru önderlik “kitlelerden kitlelere” ilkesine olmak zorundayız. Bunun anlamı şudur: Kitlelerin fikirlerini (dağınık ve sistemleşmemiş fikirlerini) almak ve onları derli toplu hale getirmek ondan sonra yeniden kitlelere gitmek ve kitleler bunları kendi fikirleri olarak benimseyene, onlara sıkı sıkıya sarılana ve onları eyleme dönüştürene kadar bu fikirleri yaymak açıklamak ve bu fikirlerin doğruluğunu bizzat kitlelerin eylemi içinde sınamak. Sonra kitlelerin fikirlerini alıp bir kez daha derli toplu hale getirmek, yeniden kitlelere gitmek ve böylece ısrarla bu fikirlerin uygulamasını sağlamak. Böylece fikirlerin her defasında daha doğru, daha canlı ve daha zengin bir hale geldiğini sonsuz bir helezon içinde bunu bir daha, bir daha tekrarlamak. İşte Marksist bilgi teorisi budur”.


HABER MERKEZİ-(06.02.2017)-
Devrim şiddetli bir altüst oluş eylemidir. Eseri olduğu kitlelerin gücüyle eskinin tarihin çöplüğüne yeninin tarihin sahnesine çıkarılması biçimi ile karakterize olup, tarihide ileriye taşıyan lokomotiftir. Bu lokomotiflerin kendiliğinden raya oturup mesafe kat etmeyeceği/kat edemeyeceği tartışma götürmez realitedir. Onu ileriye taşıyacak ve onda içkin olan yegâne motor güç kitlelerdir. Bu realite, bir tercih değil, bilakis tarihin ve devrim ve demokrasi mücadelesine katılan her birey, grup veya partiye yakıcı bir şekilde dayattığı mutlak bir zorunluluktur. Kitlelerin, verili sistem yönetiminde söz sahibi olması durumu, demokrasi olgusunun evrensel tanımı olarak kabul görünür. Özel mülkiyet dünyasının yarattığı sınıflı toplumlar gerçekliğinde, ezen gerici hâkim sınıflar birçok kavramda olduğu gibi, demokrasi kavramında da farklı tanımlar ve/veya içeriklendirmelerde bulunduğu bir sır değildir. Burjuvaziye göre demokrasi, bireyin kendi sömürücü ve aldatıcısını seçme/seçebilme hakkına sahip olması durumudur. Bu, yaklaşık olarak bir demokrasidir. Komünal demokrasi anlayışına göre demokrasi,(günümüzde birçok siyasal hareketin savunusunu yaptığı, üst yapıda reformlar yoluyla elde edilebilecek değil) günlük yaşamda amansız bir demokrasi mücadelesi ile her an yeniden ve yeniden inşa edilip yaşamsal kılınan demokrasidir. Burjuva demokrasinin yaklaşık bir demokrasi olduğunu belirttik. Onun, komünal demokrasinin sonuna kadar tutarlı ve tam demokrasi olmasında yatar. İlki kitlelerin seçme hakkını tanımakla kılarken, ikincisi seçileni kitleler tarafından geri çağırabilme ilkesiyle hareket eder. Bu bağlamda komünal demokrasi söz, yetki ve karar mekanizmalarının kitlelerin inisiyatifinde olduğunu savunan ve bu doğrultuda komünal demokrasinin ancak ve ancak kitlelerin yaratıcıcılığı ile ortaya çıkarılmasına inan demokrasi biçimidir. Dolayısıyla, gerek form, gerekse muhteva olarak keşfedilmiş en ileri demokrasisidir. Her iki demokrasi biçimi arasında nicel ve nitel fark olması, komünal demokrasisinin, burjuva demokrasisinin ileri yanlarını da alıp onu aşama durumu ile özünü yakalama biçiminde karakterize olur. Bu aynı zamanda niceliğin niteliğe dönüşümüdür. Bu tespitten hareketle, devrim ve demokrasi nosyonların gerçek anlamlarıyla buluşmanın mutlak zorunlu ön koşulu olarak, kitlelerin mücadelenin öznesi olması olgusu temel ölçüt alınmak durumundadır. Kitlelere rağmen, onların ekonomik sosyal ve siyasal olan taleplerinin çözüm perspektifini sunmayan/sunamayan bir “devrim” ve “demokrasi” mücadelesi, başarısız olmaya mahkûmdur.

Her tarihsel ve toplumsal süreç kendi içerisinde siyasal hareketlerin nüvelerini barındırır. Sınıf mücadelelerinin tarihi, siyasal hareketlerin tarihleri ile bağlaşmaz. Siyasal hareketler her dönem farklı türden çelişmelerin başat ve dokusunu verdiği sınıf mücadelelerinin birer ürünüdürler. Sınıf mücadelesinde ortaya çıkar, ona bilinç taşır ve yönlendirirler.

Sınıfın trade-unionizmin(sendikalizm) sınırlarını aşmayan, ufkudur, bilinçsiz mücadelelerini öteleyen, siyasal bir hareket görmeyen hiçbir yasal hareket işçi sınıfını örgütleyemez. Bu çizgide olan bir siyasal hareket hiç şüphesiz işçi sınıfın sendikal mücadele ve günlük demokratik hak alma mücadelesinin sosyalizmin esas okulu olduğu realitesinden kopuktur. Ekonomizm eksenli hak arama mücadelesi, özünde bir siyasal mücadeledir. Siyasal bir hareketin, bu gerçeklikten hareketle bu vb hareketlere siyasal bir nitelik kazandırma gibi bir yaklaşımı olamaz. Ekonomik mücadele ile siyasal mücadele arasındaki diyalektik bağ görülmek durumundadır. Siyasal harekete düşen görev geniş kitlelerin genel taleplerini kendi programatik görüşleri haline getirip, stratejisini bu taleplere göre belirlemektir. Günümüz gerçekliği bilinçli siyasal hareketler ile kendiliğinden yükselen kitle hareketlerinin bir simetri izlemediğinin birbirlerinden ne denli kopuk olduklarının hatta kendiliğinden kitle hareketlerinin siyasal hareketleri fersah fersah geride bıraktıklarının aynası niteliğindedir. Bu tartışmasız devrimci hareketin geniş yığınlarla bütünleşmemesine, onların ekonomik ve siyasal-sosyal taleplerini kendi programına alıp kendi talepleri haline girmemiş olmasına işarettir. Bir siyasal hareketin geniş yığınların taleplerini sahiplenip onların ufkunu açması devrimi, aksi tutumu ise karşı-devrimi örgütler. Kitlelerin taleplerinin programatik görüşler haline getirmek doğru ve gerekli olandır. Bu durum program ve buna göre belirlenen stratejinin tastamam doğru olduğunu göstermez. Devrimci teorinin sosyal pratiğin dışında ne kadar doğruysa, nihai doğruluğunu (buna yaklaşık doğruluğunu da diyebiliriz), biçimini ancak ve ancak sınıf mücadelesinin pratiğiyle bütünleştiğinde yakalaması o kadar doğrudur. “devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz” söylemi Lenin tarafından noktalanan bir söylem değildir. Devamla “doğru devrimci teori ancak gerçek bir kitle hareketinin ve gerçek devrimci hareketin pratik eylemiyle kurduğu yakın ilişkiyle son şeklini alır” der.

Devrim, karşı devrimi de örgütleyerek ilerler


Devrim, karşı devrimi de örgütleyerek ilerler. Zira devrimci hareket kitlelerin somut taleplerini sahiplenip onlarla beraber mücadele içerisinde olmazsa bu durumda kitlelerin taleplerinin ve devrimci enerjilerini burjuva sınırlılıkları içerisinde eritilmesine ve kitlelerin devrimci mücadeleden uzaklaşmalarına yol açar. Sosyalist ideolojiden her uzaklaşma veya kopuş, burjuva ideolojisinin güçlenmesine tekabül eder.

2013 Haziranında Gezi parkında başlayıp coğrafyanın hemen her yerine yayılan kendiliğinden halk hareketi ülkemiz devrimci hareketinin genel durumunun analizine yeterli bir örnektir. Halk kitlelerin taleplerini sahiplenmek yerine, dar politik örgüt tanıtımına giderek kendilerini o kitlesel hareketlerde bile kitlelerden yalıtık tutmayı başararak halk hareketinin başarısız sonuçlanmasında birinci dereceden pay sahibi olmuşlardır. “Ne Yapmalı” adlı yapıtında yoldaş Lenin “Devrimci örgütlerin büyümesi ve gelişmesi(……) sadece işçi hareketinin büyümesinin gerisinde kalmıyor, aynı zamanda halkın bütün katmanlarının genel demokratik hareketinin de gerisinde kalıyor” şeklindeki dönem tespiti günümüz coğrafyamız siyasal hareketleri içinde geçerli bir analizdir.

Siyasal bir hareketin teorik tıkanması üretememesi ve perspektifsiz kalması güncel ve canlı olan kitle hareketleri ve taleplerinden kopuk olmasının bir sonucudur. Kitlelerle iççe olmayan bir siyasal hareket teorik olarak tıkanır. Bu durum, o hareketin pratik hattını da köreltir. İki noktanın analizi tamda burada kendini dayatmaktadır. İlki, günümüz devrimci siyasal hareketin içerisinde bulunmuş olduğu objektif durumun çözümlenmesi iken, diğeri ve en önemlisi de, ne yapılması ve yapılmaması gerektiğinin ortaya konulmasıdır. Her tartışma, somut koşulların somut tahlili ile başlamaktadır.

Coğrafyamız devrimci siyasal hareketinin parçalı duruşu, gittikçe parçalanışı ve bunun bir sonucu olarak gettolaşması ortadadır. Teorik çıkmazları ve kitlelerden kopuk olmalarıyla devrimci hareketler, işçi sendikaları başta olmak üzere diğer tüm hak arama demokratik mücadelelerin gerisinde kalmıştır. Geniş yığınların haklı taleplerine, bilinçsiz veya az bilinçli kendiliğinden hareketlerine nitelik kazandıramamışlardır ve ve ileriye taşıyamamışlardır. Siyasal hareketlerle, kendiliğinden kitle hareketlerinin gelişmesi, uyumsuz bir hatta gitmektedir. Hatta, siyasal hareketlerin, kendiliğinden kitle hareketlerin, kendiliğinden kitle hareketlerinin yanında gittikçe geriledikleri dahi gözlenmektedir. Kitlelerin aktüel olan taleplerine, basmakalıp yazınlarla cevap olunmaya çalışılmış, onlarla sosyal pratikte bir araya gelinmemiştir. “ Gerçektende de şimdiye kadar zannederiz hiç kimse bugünkü hareketin gücünün kitlelerin (ve her şeyden önce sanayin proletaryasının) uyanışında, güçsüzlüğünün ise devrimci önderlerin bilinç inisiyatif yokluğunda yattığından kuşku duymamıştır”, derken Lenin, günümüz gerçekliğinin de portesini çizmiştir.

Ülkemizde öznel devrimci bir tıkanmanın gediğin olduğu tartışma götürmez bir olması, sınıf mücadelesinin olmadığına argüman değildir, olamaz. O binyıllardan bu yana aralıksız süregelmektedir. Siyasal hareket kendiliğinden dipten savrulmalar ve düşmelerle yol alır, almaktadır. Geniş kitle hareketlerinin doğru önderliksiz oluşu, onun devrimci enerjisini kaybetmesine, geleceğini sınıf içindeki sarı adamların ellerine teslim etmesine yol açar. Bu gediği kapatması gereken siyasal hareketler, dar küçük rakamlarla basın açıklamaları ile günü kurtarmanın peşine düşmüştür. Buna rağmen kitlelerin kendiliğinden hareketlerinin her yıl onlarca öğretici deneyimlerle devam ettiğini söyleyebiliriz. Siyasal hareketlerin mevcut durumu, bu hareketlerin var olan devrimci potansiyellerin en nihayetinde erimesine yol açmaktadır. Direnişler ya kendi kendine başarısızlıkla sonuçlanıyor, kararlı ve inatçı bir direnişe burjuvazinin sarı sendika temsilcilerinin de devreye girmesiyle kazanımı olmayan bir neticeye vardırılıyor. On yıllardır, coğrafyamızda devrimci hareketlerin kendini sarı sendikalara göre konumlandırdığı ve bu alanda güç biriktirme arzusunun olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Genel grevlerden tutalım da basın açıklamaları miting vb. tüm eylemlerde KESK, TMMOB ve DİSK’i görmek, devrimci hareketlerin bu sandıkların duruşunu aşamadıklarının bir argümanıdır. Özcesi; teorinin masa başında sorunların çözüme ulaştırma tutumu, sosyal pratiğin değiştirici/dönüştürücü devrimci gerçekliğinin önüne geçmiş ve tıkanma kronikleşmiştir.

Hiç şüphesiz bu durumu teori/pratik bütünlüğünü yakalayan, teorinin gelişimi mutlak sorunu bir koşulu olarak sosyal pratiği gören bir siyasal hareket aşabilir. Sosyal pratikte doğru-yanlışlığı sınamayan bir teori program ve strateji yenilgiye mahkûmdur.  Kitlelerin taleplerini kendi programatik görüşleri haline getirmeyen bir hareketin kitlelerle bağı olduğunu düşünemeyiz. Öznelcilik ve sübjektivizm bir ürünü olan tersi anlayışlar bilimsel içerikten yoksundur. Zira gerçek bir devrimci hareket ve stratejisini oluştururken “olabilecek olandan değil, gerçek olandan hareket eder”.

Nicelik niteliğe dönüşür


Siyasal bir hareket, basmakalıp parti yazılarıyla kendini kitlelerin beğenisine sunup kitlelerin kendiliğinden gelip katılımını beklemez. Zira o kitle hareketlerinin sadece bir ürünü değil, yaratıcıdır da. Kitleler bir siyasal hareketin kuramında ve bu kurama sosyal edimdeki gerçekliği, uyumu ve samimiyeti görünce harekete geçer. Programda yer alan talepler kitlelerin talepleriyse, faaliyet tamamen bu eksende kitleler kazanır. Siyasal parti, ketalinörüdür. Kitlelerin taleplerinin düzen içinde ancak küçük bir kısmının gerçekleştirebileceğinin bunda konjoktürel olacağının, esasen iktidarı fethetmek gerektiğinin bilincini taşımakla mükelleftir. Böylece günlük kendiliğinden kitle hareketleri, siyasal mücadeleyle bazen tedrici bazense hızlı bir şekilde birleşir, kitleler devrimin bir ihtiyaç olduğunu gerektiğini kavrar. Coğrafyamız devrimci hareketinin tarihi, kitlelerle bütünleşmeden yok olup giden bir yığın partinin enkazıyla doludur. Devrimci bir hareket kendini kitlelerin kaderdaşı olduğunu, geniş yığınlara gösterme, kanıtlama çabası olmalıdır. Tersi durumda kitlelerden kopuk olmaya git gide dışılığa kaymaya ve yenilgiye mahkûm olur. Nicelik niteliğe dönüşür. Kitleler devrime katıldıkça yaratıcı nitelikleri de artar. “Sosyalizmin gücü, ruhu yaratıcı olmasını onun halk kitlelerin eseri” olmasına bağlıyordu Lenin.

Günlük demokrasi mücadelesini örgütlemeyen bir siyasal hareket, genel bir demokrasi mücadelesi de veremez. Zira o “yerel yaratıcılığın ve inisiyatif ruhun genel taleplerine ulaşmasını sağlayan türlü türlü yolların, biçim ve metotların engelsiz gelişmesini” kavramamıştır. Bunun için Marksist bilgi teorisiyle donanmış ve kitleleri esas alan, onlara güvenen ve onların yönetimdim de olmasını” curcuna” olarak görmeyen kadrolara önderlere ihtiyaç vardır. Gerçek sınıf mücadelesi ancak bilinçli önderlerin geniş kitlelere bütünleşmesini ile karakterizedir.

Sözü Marksist bilgi teorisinin kitle faaliyetindeki yeri ve önemi üzerine Mao’nun bilimsel analizine bırakıp yazımızı noktalayalım.

“Partimizin bütün pratik çalışmalarında doğru önderlik “kitlelerden kitlelere” ilkesine olmak zorundayız. Bunun anlamı şudur: Kitlelerin fikirlerini (dağınık ve sistemleşmemiş fikirlerini) almak ve onları derli toplu hale getirmek ondan sonra yeniden kitlelere gitmek ve kitleler bunları kendi fikirleri olarak benimseyene, onlara sıkı sıkıya sarılana ve onları eyleme dönüştürene kadar bu fikirleri yaymak açıklamak ve bu fikirlerin doğruluğunu bizzat kitlelerin eylemi içinde sınamak. Sonra kitlelerin fikirlerini alıp bir kez daha derli toplu hale getirmek, yeniden kitlelere gitmek ve böylece ısrarla bu fikirlerin uygulamasını sağlamak. Böylece fikirlerin her defasında daha doğru, daha canlı ve daha zengin bir hale geldiğini sonsuz bir helezon içinde bunu bir daha, bir daha tekrarlamak. İşte Marksist bilgi teorisi budur”.